1. Haberler
  2. Hikayeler
  3. Hadisler
  4. Sözün Ağırlığı

Sözün Ağırlığı

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Şehrin merkezinde eski bir adliye binası vardı.
Girişindeki mermer merdivenler, yılların ayak sesleriyle aşınmıştı.

İçeride, mahkeme kayıtlarını tutan biri çalışıyordu: Yahya.
İşi, gelen davaları yazmak; çıkan hükümleri kaydetmekti.

Yahya, dikkatli bir adamdı — ama son zamanlarda bir zaafı vardı:
Söz.

Mahkeme çıkışlarında pazara uğrar;
insanların anlattığı hikâyeleri dinler, zaman zaman da üzerine eklerdi.

“Şu zengin hile yaptı”,
“Şu komşu aslında öyle değil”…

Sözler büyür, büyüdükçe kişileri incitirdi.

Bir gün, pazarda yine aynı kalabalığın arasındaydı.
Esnaf Şaban, kızgınlıkla bağırıyordu:

— “Şu yeni gelen tüccar, ölçü hilesi yapıyormuş!”

Yahya da dayanamadı:

— “Ben de öyle duydum,” dedi.

Tam o sırada, kalabalığın gerisinden genç bir kadın çıktı — Zeynep, köy okulunda öğretmendi.

Sakin ama kararlı bir sesle:

— “Gördünüz mü, yoksa duydunuz mu?” diye sordu.

Herkes sustu.

Zeynep, Yahya’ya döndü:

— “Dava kâğıtlarını titizlikle yazarsın.
— Peki insanların şerefini yazarken neden bu kadar acelecisin?”

Yahya’nın yüzü kızardı.
Tam konuşacakken, pazarın köşesinden bir âlim geçti — Şeyh Rami.
Sözleri duydu, yaklaştı, yalnızca şu hadisi okudu:

Hadis 1 — Müslümanın Tanımı

“Müslüman; insanların, elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”

Kısa açıklama:
İmanın meyvesi — güvendir.
El ve dil, başkasına zarar veriyorsa; orada din zayıflamıştır.

Bu cümle, Yahya’nın içine ağır bir taş gibi düştü.
Kalabalık yavaşça dağıldı.

O akşam Yahya, kayıt defterlerini toplarken hâkim Kemal Efendi yanına uğradı:

— Yahya, dedi,
— Yarın büyük bir dava var. Tüccar hakkında “hile” iddiası…

Yahya’nın yüreği sıkıştı:
Pazardaki sözleri hatırladı.

Gece boyu uyuyamadı.

“Ya benim sözüm, bir masumun kaderine dokunduysa?”

Sabah, duruşma açıldı.
Şahitler dinlendi, belgeler okundu.

Sonunda anlaşıldı ki:
Tüccarın terazisi bozuk değil — yanlış anlaşılmış.

Hâkim beraat verdi.

Mahkeme çıkışında Yahya, yüzünü yere eğdi.
Tüccara yaklaşarak:

— “Hakkını helâl et,” dedi.
— “Ben, duymakla yetinmeyip dillendirdim.”

Tüccar, kısa bir sessizlikten sonra:

— “Allah bağışlasın,” dedi.
— “Ama şunu unutma: Söz, ok gibidir. Çıktı mı, geri dönmez.”

Yahya’nın gözleri doldu.

Şeyh Rami yanlarına geldi; ikinci hadisi hatırlattı:

Hadis 2 — Gereksizi Bırakmak

“Kişinin iyi Müslümanlığından sayılan şeylerden biri de,
kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesidir.”

Kısa açıklama:
İnsan, kendine ait olmayan söz ve işlerle oyalanınca,
hem zamanını, hem de kalbinin huzurunu kaybeder.

O gün Yahya, bir karar verdi:
Mahkeme kayıtlarını nasıl özenle tutuyorsa,
dilinden çıkan her sözü de tartmadan bırakmayacaktı.

Bir hafta sonra, Zeynep öğretmenin sınıfına gitti.
Çocuklar sessizce el işi yapıyordu.

Zeynep, her sabah sınıfa girmeden önce küçük bir şey yapardı:
Yere düşmüş bir kâğıdı kaldırır,
kırık bir sırayı düzeltir,
kapının önünden bir taşı alırdı.

Yahya merakla sordu:

— “Bunlar küçük şeyler. Neden bu kadar dikkat ediyorsun?”

Zeynep gülümsedi:

— “Çünkü her günün sabahında, Allah bize
yeni bir sayfa açıyor.
O sayfaya küçük ama temiz bir şey yazmak istiyorum.”

Ve şu hadisi anlattı:

Hadis 3 — Her Günün Sadakası

“İnsanın her eklemine her gün bir sadaka gerekir.
Adaletle hükmetmek sadakadır,
yoldan taşı kaldırmak sadakadır,
güzel bir söz sadakadır…”

Kısa açıklama:
Sadaka sadece para değildir.
Her gün yapılan küçük adaletler, küçük nezaketler,
imanı canlı tutan sadakalardır.

Yahya, derin bir nefes aldı.
Kendi kendine fısıldadı:

— “Demek ki mesele büyük işler değil…
Temiz bir dil ve devamlı küçük iyilikler.”

O günden sonra pazara gittiğinde, duyduklarını hemen söylemedi.
Mahkemede şahit dinlediğinde, önce kalbini dinledi.

Ve bir defter daha açtı — ama bu kez evinde:
Her günün sonuna küçük notlar yazıyordu:

“Bugün birini incitmemek için sustum.”
“Bugün gereksiz bir tartışmadan uzak durdum.”
“Bugün bir çocuğun yolunu açtım.”

Aylar geçince fark etti:

Kötülük azalınca, dünya güzelleşmiyor —
Sadece insanın içi genişliyor.

Bir akşam mescitten çıkarken Şeyh Rami omzuna dokundu:

— “Yahya,” dedi,
— “Sözün ağırlığını tartmayı öğrendin.
— Şimdi unutma: Bazı adaletler mahkemede değil —
dilin ucunda verilir.”

Gökyüzü mor bir tona dönerken,
şehrin üstünde yumuşak bir sükûnet dolaşıyordu.

Ve Yahya artık biliyordu:

Dili hafif olanın — hesabı hafif olur.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir