1. Haberler
  2. Hikayeler
  3. Hadisler
  4. Görülmeyen Şahit

Görülmeyen Şahit

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Şehrin iç taraflarında, dar sokakların birleştiği bir yerde küçük bir atölye vardı.
Bakırdan işlenen ibrikler, kandiller, tepsiler — hepsinin üzerinde aynı iz görünürdü:
Sabır.

Bu atölyenin ustası Nurettin idi.
Yıllardır el emeğiyle geçinir, ne eksik ne fazla kazanırdı.

Bir gün, yeni çırak Salih işe başladı.
Parlak gözlüydü; ama içinden sürekli hesap yapar gibiydi.

İlk günlerin birinde, zengin bir tacir geldi.
Kandilleri inceledi, fiyat sorup çıktı.

Tacir gider gitmez Salih fısıldadı:

— Usta… Madem parası var, ona biraz pahalı satalım.
Zaten anlamaz.

Nurettin, bakırın üstündeki lekeleri sildi; sonra yumuşak bir sesle:

— Evladım… Bakır, ateşi görmeden parlamaz.
İnsan da vicdanı görmeden kazanamaz.

Salih omuz silkti:

— Kim bilecek ki?

Usta, çekmeceden ince bir kese çıkardı.
İçinde birkaç altın vardı.

— Bu altınlar, bir zamanlar “kimse bilmez” diye
şüpheli kazanç peşine düşen bir adamın vicdan borcudur, dedi.
— Ömrü boyunca huzur bulamadı.

Sonra şu hadisi okudu.


Hadis 1 — Şüpheliden Sakınmak

“Helâl bellidir, haram bellidir.
Bu ikisinin arasında, çoğu kimsenin bilmediği şüpheli şeyler vardır.
Kim şüphelilerden sakınırsa dinini ve onurunu korumuş olur.”

Kısa açıklama:
Şüpheli olanı terk etmek — insanın iç huzurunu korur.
Kalbi bulandıran kazanç, sonunda sahibini de bulandırır.


Bu söz, Salih’in kulağında asılı kaldı; ama nefsi hâlâ mırıldanıyordu.


Bir hafta sonra, tacir tekrar geldi.
Bu sefer yanında başka mallar getirmişti:

— “Şu tepsiyi bana ver, karşılığında bu küçük gümüşü al,” dedi.

Salih hemen atıldı:

— Usta, kabul edelim! Görmüyor musun, kâr ediyoruz!

Nurettin, gümüşe dikkatle baktı.
Yaldızlıydı; fakat içten içe kararıyor gibiydi.

— Evladım, dedi,
— Her parlak şey değerli değildir.
Bazen parlaklık, içindeki kararmayı saklamak içindir.

Tacire dönüp nazikçe:

— “Ben tepsiyi satmam; bedelsiz bir değiş tokuşa da girmem” dedi.

Tacir şaşırdı, sonra sessizce gitti.

Salih dayanamadı:

— Usta! Bu iyi fırsattı. Neden reddettin?

Nurettin, atölyenin kapısına asılı yazıyı gösterdi:

“Bu dükkânın ortağı — Allah’ın rızasıdır.”

Ve ekledi:

— Din, sadece konuşulmaz; emanetlik ister, samimiyet ister.
— Bizim işimizde “nasihat” önce kendimizedir.

Sonra Salih’e dönüp şu hadisi hatırlattı:


Hadis 2 — Din Nasihattır

“Din, nasihattir (samimiyettir).”
(Ashab: “Kime?” diye sordu.
Resûlullah: “Allah’a, Kitabına, Resulüne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara.”)

Kısa açıklama:
Din, kuru söz değil;
Allah’a, insana ve yapılan işe karşı dürüstlük ve vefadır.


O andan sonra Salih’in içindeki hesaplar susmadı;
fakat yerini yavaş yavaş başka bir sese bıraktı:
Sorumluluk.


Birkaç ay geçti.

Bir akşamüstü, atölyeye eski bir müşteri geldi — Zekiye Ana.
Elinde kırık bir kahve tepsisi vardı.

— Usta, dedi,
— Bu tepsinin maddi değeri yok. Fakat rahmetli kocamın hatırası.
Tamir eder misin?

Nurettin, eline aldı.
Evet — bakırdan çok hatıra kırılmıştı.

Tepsiyi birkaç gün çalıştı.
Dikiş yerlerini içten güçlendirdi; fakat dıştan fazla oynamadı.
Çatlak yerlerin hafif izi kaldı — ama sağlamlaştı.

Teslim ederken şöyle dedi:

— Ana,
— Bazı izleri tamamen silmek, hatırayı da siler.
— Mühim olan, nereden kırıldığını bilip, orayı güçlendirmektir.

Zekiye Ana’nın gözleri doldu.
Sessizce bedelini bıraktı ve gitti.

Salih, akşam ustasına sordu:

— Neden daha parlak, daha gösterişli yapmadın?

Nurettin, kandilin ışığına baktı:

— Çünkü her işe bakan sadece insan değildir.
— Bir de görülmeyen şahit vardır.

— Kim? diye sordu Salih.

Usta, sesi kısık ama derin:

— Allah.

Ve şu hadisi fısıldadı:


Hadis 3 — İhsan

“İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir.
Sen O’nu görmesen de, O seni görmektedir.”

Kısa açıklama:
İhsan — sadece ibadette değil —
hayatın her alanında “Allah beni görüyor” bilinciyle duruş göstermektir.


Bu cümle, Salih’in içinde bir kapıyı sessizce açtı.

O günden sonra, işi yaparken ara sıra durdu:
Bakırı düzeltirken kalbini de yokladı —
İyi görünmek için mi, yoksa iyi olmak için mi çabalıyordu?


Bir yıl geçti.

Atölye, eskisi kadar kazanmıyordu belki;
fakat huzur büyümüştü.

Bir gece Salih, ustasına şöyle dedi:

— Usta…
— Ben artık bazı kazançlardan bilerek vazgeçiyorum.
— İçim rahat ediyor.

Nurettin tebessüm etti:

— Demek ki görmediğin şahidi fark ettin.

Ve ekledi:

“Bak evladım:
Şüpheliyi terk ettin — dinin korundu.
Nasihatli davrandın — insanların güveni arttı.
İhsanla çalıştın — yalnızlığın kalmadı.

Artık senin yaptığın her iş,
sadece bakır değil — dua kokuyor.” O gece, atölyenin kandili daha parlak yandı.
Sanki ışık, bakırdan değil —
temiz bir vicdandan yansıyordu

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir