Şehrin içinden geçen büyük pazar, her cuma kurulduğunda
renkler, sesler ve kokular birbirine karışırdı.
Pazarın ortasında, yıllardır aynı dükkânda duran bir kasap vardı: İdris.
İşi temizdi, eti lezzetliydi; fakat son aylarda kazancı düşmüştü.
Bir sabah erken geldi, teraziyi yerinden oynattı.
Hafif bir ayarlamayla — gözle görünmez bir fark oluştu.
Kendi kendine fısıldadı:
“Kim fark eder ki?”
O sırada, şehre dışarıdan gelen genç bir yolcu tezgâha yaklaştı.
Üzerinde yol tozu, elinde küçük bir kese vardı:
— Amca, dedi,
— Annem hastadır. Biraz et alacağım; ama fazla param yok.
İdris, tereddüt etti.
Sonra teraziyi yavaşça indirdi.
Tam o sırada pazarda dolaşan muhtesip (pazar denetçisi)
uzaktan bu sahneyi gördü ve yaklaşmadan yoluna devam etti.
İdris’in içi daraldı.
Terazinin gölgesi, vicdanının üstüne düşmüştü.
Öğleye doğru pazar biraz sakinleyince,
tezgâhının önüne yaşlı bir âlim geldi: Şeyh Lüman.
Sessizce oturdu.
Sonra kasaba dönüp sordu:
— Evlat… Bu terazinin adaleti nerede başlar?
— Demirde, dedi İdris.
Şeyh başını salladı:
— Hayır. Kalpte.
Ve şu hadisi okudu.
Hadis 1 — Şüpheden Uzak Durmak
“Seni şüpheye düşüren şeyi bırak;
şüpheye düşürmeyene yönel.”
Kısa açıklama:
Kalbi rahatsız eden kazanç, huzuru götürür.
Şüphe doğuran işten uzak durmak, emanetin korunmasıdır.
İdris’in boğazı düğümlendi.
Terazinin ağırlığı, sanki omuzlarına bindi.
O günün akşamına doğru bir haber geldi:
Pazarın alt sokağına yeni açılan bir dükkânda tartı oyunları yapılıyormuş.
Bazıları:
— “Biz de öyle yapalım,” dedi.
— “Yoksa ayakta duramayız!”
Muhtesip, pazarı dolaşıp insanları uyardı.
İdris’in dükkânına gelince durdu:
— “Bir yanlışlık gördüm,” demedi.
— Yalnızca şöyle söyledi:
“Zarar vererek kazanan,
kazandığını değil — kendini eksiltir.”
Ardından şu hadisi hatırlattı:
Hadis 2 — Zarar Vermemek
“Zarar vermek de yoktur, zarara zararla karşılık vermek de.”
Kısa açıklama:
Müslüman, başkasına bilerek zarar vermez;
uğradığı zarara da aynı yolla karşılık aramaz.
İdris dükkânın kapısını kapattı.
İçeride tek başına kaldı.
Teraziyi eline aldı — uzun uzun baktı.
Sonra küçük ayarı eski hâline getirdi.
Kalbine bir esinti doldu.
“Bugün kazancı değil,
gecemi kurtardım,” dedi.
Gece pazar dağıldı.
Yolcu genç, kasabın yanına uğradı:
— Amca, dedi,
— Borcumu getirdim; annem biraz düzeldi.
İdris:
— Gerek yok, dedi.
— Sen hakkını aldın.
Genç gülümsedi:
— Yarın yola çıkıyorum.
— Bir süre buralarda olmayacağım.
Kasap merak etti:
— Nereye?
— Bilmiyorum, dedi genç.
— Babam hep derdi ki:
“Dünya, yol üstü bir han gibidir.
Asıl ev, yolun sonunda.”
Şeyh Lüman o anda yanlarına geldi.
Genç yolcuya baktı, sonra İdris’e dönüp üçüncü hadisi okudu:
Hadis 3 — Misafirlik Bilinci
“Dünyada bir garip (yabancı) veya bir yolcu gibi ol.”
Kısa açıklama:
İnsan dünyada kalıcı değil;
hesap vereceğini bilen, her işi ona göre tartar.
İdris, derin bir nefes aldı.
Terazinin başındaki bütün hesaplar,
bir anda küçük görünmeye başladı.
Genç yolcu yola çıkarken el salladı;
muhtesip uzaklardan onları izledi;
Şeyh Lüman dua etti.
Ve kasap o gece defterinin başına şunu yazdı:
“Bugün üç şeyi öğrendim:
Şüphe — kalbi bozar.
Zarar — bereketi alır.
Yol — bu dünyada bitmez.”
Sabah güneş doğduğunda,
pazarın taşları yeni yıkanmış gibiydi.
Ama asıl temizlenen,
bir terazinin gölgesiydi.
