Şehrin iç taraflarında, dar sokakların birleştiği bir yerde küçük bir atölye vardı.
Bakırdan işlenen ibrikler, kandiller, tepsiler — hepsinin üzerinde aynı iz görünürdü:
Sabır.
Bu atölyenin ustası Nurettin idi.
Yıllardır el emeğiyle geçinir, ne eksik ne fazla kazanırdı.
Bir gün, yeni çırak Salih işe başladı.
Parlak gözlüydü; ama içinden sürekli hesap yapar gibiydi.
İlk günlerin birinde, zengin bir tacir geldi.
Kandilleri inceledi, fiyat sorup çıktı.
Tacir gider gitmez Salih fısıldadı:
— Usta… Madem parası var, ona biraz pahalı satalım.
Zaten anlamaz.
Nurettin, bakırın üstündeki lekeleri sildi; sonra yumuşak bir sesle:
— Evladım… Bakır, ateşi görmeden parlamaz.
İnsan da vicdanı görmeden kazanamaz.
Salih omuz silkti:
— Kim bilecek ki?
Usta, çekmeceden ince bir kese çıkardı.
İçinde birkaç altın vardı.
— Bu altınlar, bir zamanlar “kimse bilmez” diye
şüpheli kazanç peşine düşen bir adamın vicdan borcudur, dedi.
— Ömrü boyunca huzur bulamadı.
Sonra şu hadisi okudu.
Hadis 1 — Şüpheliden Sakınmak
“Helâl bellidir, haram bellidir.
Bu ikisinin arasında, çoğu kimsenin bilmediği şüpheli şeyler vardır.
Kim şüphelilerden sakınırsa dinini ve onurunu korumuş olur.”
Kısa açıklama:
Şüpheli olanı terk etmek — insanın iç huzurunu korur.
Kalbi bulandıran kazanç, sonunda sahibini de bulandırır.
Bu söz, Salih’in kulağında asılı kaldı; ama nefsi hâlâ mırıldanıyordu.
Bir hafta sonra, tacir tekrar geldi.
Bu sefer yanında başka mallar getirmişti:
— “Şu tepsiyi bana ver, karşılığında bu küçük gümüşü al,” dedi.
Salih hemen atıldı:
— Usta, kabul edelim! Görmüyor musun, kâr ediyoruz!
Nurettin, gümüşe dikkatle baktı.
Yaldızlıydı; fakat içten içe kararıyor gibiydi.
— Evladım, dedi,
— Her parlak şey değerli değildir.
Bazen parlaklık, içindeki kararmayı saklamak içindir.
Tacire dönüp nazikçe:
— “Ben tepsiyi satmam; bedelsiz bir değiş tokuşa da girmem” dedi.
Tacir şaşırdı, sonra sessizce gitti.
Salih dayanamadı:
— Usta! Bu iyi fırsattı. Neden reddettin?
Nurettin, atölyenin kapısına asılı yazıyı gösterdi:
“Bu dükkânın ortağı — Allah’ın rızasıdır.”
Ve ekledi:
— Din, sadece konuşulmaz; emanetlik ister, samimiyet ister.
— Bizim işimizde “nasihat” önce kendimizedir.
Sonra Salih’e dönüp şu hadisi hatırlattı:
Hadis 2 — Din Nasihattır
“Din, nasihattir (samimiyettir).”
(Ashab: “Kime?” diye sordu.
Resûlullah: “Allah’a, Kitabına, Resulüne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara.”)
Kısa açıklama:
Din, kuru söz değil;
Allah’a, insana ve yapılan işe karşı dürüstlük ve vefadır.
O andan sonra Salih’in içindeki hesaplar susmadı;
fakat yerini yavaş yavaş başka bir sese bıraktı:
Sorumluluk.
Birkaç ay geçti.
Bir akşamüstü, atölyeye eski bir müşteri geldi — Zekiye Ana.
Elinde kırık bir kahve tepsisi vardı.
— Usta, dedi,
— Bu tepsinin maddi değeri yok. Fakat rahmetli kocamın hatırası.
Tamir eder misin?
Nurettin, eline aldı.
Evet — bakırdan çok hatıra kırılmıştı.
Tepsiyi birkaç gün çalıştı.
Dikiş yerlerini içten güçlendirdi; fakat dıştan fazla oynamadı.
Çatlak yerlerin hafif izi kaldı — ama sağlamlaştı.
Teslim ederken şöyle dedi:
— Ana,
— Bazı izleri tamamen silmek, hatırayı da siler.
— Mühim olan, nereden kırıldığını bilip, orayı güçlendirmektir.
Zekiye Ana’nın gözleri doldu.
Sessizce bedelini bıraktı ve gitti.
Salih, akşam ustasına sordu:
— Neden daha parlak, daha gösterişli yapmadın?
Nurettin, kandilin ışığına baktı:
— Çünkü her işe bakan sadece insan değildir.
— Bir de görülmeyen şahit vardır.
— Kim? diye sordu Salih.
Usta, sesi kısık ama derin:
— Allah.
Ve şu hadisi fısıldadı:
Hadis 3 — İhsan
“İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir.
Sen O’nu görmesen de, O seni görmektedir.”
Kısa açıklama:
İhsan — sadece ibadette değil —
hayatın her alanında “Allah beni görüyor” bilinciyle duruş göstermektir.
Bu cümle, Salih’in içinde bir kapıyı sessizce açtı.
O günden sonra, işi yaparken ara sıra durdu:
Bakırı düzeltirken kalbini de yokladı —
İyi görünmek için mi, yoksa iyi olmak için mi çabalıyordu?
Bir yıl geçti.
Atölye, eskisi kadar kazanmıyordu belki;
fakat huzur büyümüştü.
Bir gece Salih, ustasına şöyle dedi:
— Usta…
— Ben artık bazı kazançlardan bilerek vazgeçiyorum.
— İçim rahat ediyor.
Nurettin tebessüm etti:
— Demek ki görmediğin şahidi fark ettin.
Ve ekledi:
“Bak evladım:
Şüpheliyi terk ettin — dinin korundu.
Nasihatli davrandın — insanların güveni arttı.
İhsanla çalıştın — yalnızlığın kalmadı.
Artık senin yaptığın her iş,
sadece bakır değil — dua kokuyor.” O gece, atölyenin kandili daha parlak yandı.
Sanki ışık, bakırdan değil —
temiz bir vicdandan yansıyordu
