Şehrin kenar mahallelerinden birinde, tozlu sokakların sonunda, küçük ve mütevazı bir tekke vardı.
Kapısının üzerinde, eskimiş ahşaba kazınmış şu cümle okunurdu:
“Bu kapıdan giren, önce kendini bırakır.”
Bu tekkenin şeyhi Şeyh Abdullah, Kökleri yerinde, dalları rüzgâra uyan, göl kenarındaki söğüt ağacına benzeyen bir adamdı.
Bir sonbahar günü tekkeye genç bir adam geldi. Adı Rasim’di.
Dünyayı dolaşmak, ilim öğrenmek, büyük insanlar görmek istemiş; ama hiçbir yerde huzur bulamamıştı.
İçeri girer girmez sordu:
— Efendim, bana Allah’a giden en kısa yolu gösterir misiniz?
Şeyh Abdullah gülümsedi:
— Evladım, dedi, Allah’a giden yol kapının önünde başlar. Ama önce kalbinde taşıdığın yükleri bırakırsın.
Rasim, bu sözden bir şey anlamadı. Uzun yollar katetmişti; “kısa yol” dediği ise ona hâlâ uzun görünüyordu.
Tam o sırada avluda, yırtık elbiseli bir çocuk belirdi —Adı Ali idi.
Tekkenin hemen yanı başındaki evde yaşayan yetim bir çocuktu. Sessizdi; ama gözlerinde bir dikkat, bir fark ediş vardı.
Ali, Rasim’e su uzattı:
—“ Yol yorgununa su iyi gelir.” dedi.
Rasim teşekkür etti; fakat içinden geçirdi:
“Ben ilim arıyorum, çocukların getirdiği suya mı kalacağım?”
Şeyh Abdullah bu iç sesin gölgesini yüzünde gördü.
Avlunun ortasındaki küçük kuyuya işaret etti:
— Rasim, dedi, suyu bir daha iç. Bu defa içindeki sesi de dinle.
Rasim tekrar içti. Susuzluğu dinmişti; ama kalbindeki gurur hâlâ ayaktaydı.
Hadis 1 – Kalpteki Hastalık
“Bedende bir et parçası vardır; o sağlam olursa bedenin tamamı sağlam olur. Bozulursa bedenin tamamı bozulur. Dikkat edin, o kalptir.”
Kısa Açıklama: Tasavvufun başlangıç noktası kalptir. Amellerin değeri, kalbin temizliği ile ölçülür. Kalp bozulduğunda ilim de, ibadet de sahibini bozmaya başlar.
Akşam olunca, dervişler semahaneye çekildi.
Şeyh Abdullah, Rasim’i yanına çağırdı:
— Evladım, dedi, sen çok okumuş, çok gezmişsin ama bunları yaparken kalbini hiç temizledin mi?
Rasim ne demek istendiğini anlayamadı, kibirden anlayamadığını da söylemedi. Bu yüzden de bu masum soruya cevap verememişti.
Ertesi gün Şeyh ona bir görev verdi:
— Şehre inip, ekmek alacaktı. Fakat yolda rastladığın ilk fakire de bir ekmek vermesini istemişti Şeyh.
Rasim, ekmekleri aldı; dönüşte köşede oturan, ayağında eski çarıkları olan bir ihtiyara rastladı.
İsteksizce, sırf şeyh istediği için bir ekmeği ihtiyara uzattı. İhtiyar teşekkür etti; ama Rasim, içinden:
“Bir ekmeği verdik ya, sonuçta verilen görevi yerine getirdim” dedi.
Tekkeye döndüğünde, Şeyh Abdullah sordu:
— İhtiyaç sahibine ekmeği verdin Rasim, Peki bu işi kimin için yaptın?
— Elbette Allah için, dedi Rasim — ama sesindeki ton, iddia taşıyordu.
Şeyh başını salladı:
— O halde, dedi, bu işi yarın bir de gizlice yap, tekrar değerlendirelim dedi.
Rasim ertesi gün aynı ihtiyarı buldu, bu kez kimse görmesin diye sessizce ekmeği bıraktı ve oradan ihtiyar ile hiçbir kelam etmeden uzaklaştı.
Dönerken, kalbinin içinde hafif bir sıcaklık hissetti.
Hadis 2 – Gizli Sadakanın Sırrı
“Yedi kişi vardır ki Allah onları kendi gölgesinde gölgelendirir… Bunlardan biri de sağ elinin verdiğini sol elinin bilmeyeceği kadar gizli sadaka verendir.”
Kısa Açıklama: Riya karışmadan yapılan gizli iyilik, kalbi arındırır. İnsan, insanların takdirine değil; Allah’ın rızasına yönelir.
Günler geçti. Rasim, her sabah şehre inip gizlice bir iyilik yapmaya alıştı:
Bazen bir çocuk için süt aldı, bazen yolda düşen bir yaşlıyı evine kadar götürdü.
Her dönüşünde Şeyh Abdullah aynı soruyu soruyordu:
— Kalbin hafifledi mi?
Rasim bir gün fark etti:
Eskiden adımlarını ağırlaştıran o gurur, sanki sırtından yavaş yavaş indiriliyordu.
Ama bir gece tekkeye haber ulaştı:
Şehrin zenginlerinden biri, hak etmediği bir kazanç yüzünden birçok yoksulu mağdur etmişti. Dervişler öfkelendi:
— Bu haksızlık nasıl olur? Biri çıkıp ona haddini bildirmeli!
Rasim de öfkeye kapıldı:
— Ben gider, yüzüne söylerim!
Şeyh, sakin bir sesle:
— Evladım, dedi,
— Öfke denizine taş atmadan önce, kendi nefsini tart. Çünkü hak söz bile, öfkeyle söylenirse kırıcı olur.
Sonra şu hadisi okudu:
Hadis 3 – Hakkı Güzel Söylemek
“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya sussun.”
Kısa Açıklama: Hak söz bile edep ister. İnsan, bir gerçeği dile getirirken, kalp kırmamayı ve fitne çıkarmamayı gözetmelidir. Söz, hem doğru hem güzel olmalıdır.
Şeyhin sözleri Rasim’i durdurdu.
O gece düşündü: “Ben hak ararken, acaba nefsimi mi büyütüyorum?” dedi Rasim içinden;
Ertesi sabah, zenginin kapısına gitti.
Ama bağırıp çağırmak yerine, kapıya bir mektup bıraktı:
“Tekke Dervişinden – Efendiye, malınızın bir kısmı bazı yoksulların gözyaşına karışmış olabilir.
Gözyaşıyla ıslanan kazanç, sahibini yakar.
Gelin bu yükü birlikte hafifletelim. – ”
Günler sonra, o zengin adam gizlice tekkeye geldi.
Şeyh Abdullah ile uzun uzun konuştu ve şehirdeki borçlulardan bazılarının alacaklarını sildi.
Rasim bunu duyunca içinden şöyle dedi:
“Demek, doğru söz bağırarak değil; kalbe seslenerek söylenince etkili oluyormuş.”
Akşam, Şeyh onu tekkenin kapısına götürdü:
— Rasim, dedi, sen en başta Allah’a giden kısa yolu sordun ya…
Kapının önündeki taşları gösterdi:
— Yol, buradan başlar:
Kalp temizlenir, riya terk edilir, söz edeple söylenir.
O zaman insan, Allah’a uzak sanıp aradığı hazineyi, meğer kapının önünde bulur.
Ali, kapının yanında sessizce onları dinliyordu. Küçük ellerini açıp dua etti:
— Allah’ım, kalbimizi temizle, iyiliklerimizi gizle, sözümüzü güzel eyle.
Gökyüzü mor renge bürünürken, tekkenin kandilleri birer birer yandı.
Ve Rasim, ilk defa dünyanın bütün yollarının kalbine doğru uzandığını anladı.
